2 Aralık 2008 Salı

Film Şöleni

Cumartesi günü Gamzemler'e gittim. Yavrum hastaymış, bakacak da kimse yokmuş ona. "Aybüm gel çok hastayım" dedi, ben de kıramadım haliyle. 2 tane film aldık eve gitmeden. O filmleri ayarlarken ben de değişik işkence yöntemleri hazırladım. Ballı ıhlamurdan, sıcak havluya kadar.. Neyse..

İşkenceleri hazırlayıp oturdum gamzemin yanına. Önce PS: I Love You filmini izledik. Ağladık kötü olduk, kendi eşimiz ölmüş kadar olduk. Bayağı etkiledi bizi. Daha sonra 120'yi izledik. Gene ağlamaktan helak olduk. Bu combo'nun ardından, moralman yıkıldık. Depresyona girdik. Bunun üzerine neşemizi bulmak üzere Notting Hill'ı izledik. En sevdiğim filmlerden biridir. Gamzem izlememiş daha önceden. O da pek beğendi. E artık gözlerimiz bozuldu yeter diyeceğimize bir film daha koyduk. Bu defa Eternal Sunshine of the Spotless Mind'ı izledik.

Yaklaşık 10 saatlik film şöleninin ardından kör olduğumuzu fark ettik ve sürüne sürüne yatağa gittik...

24 Kasım 2008 Pazartesi

Hayatı Şebek Yaşamak

Yahu ben neden böyleyim? 21'e girdim sayılır ama hala büyüyemiyorum. Şebeklik yapmadan duramıyorum. Artık çevremdekiler aybüdür ne yapsa yeridir diyorlar. Hele evde sanki hala 7 yaşındaymış gibiyim. Abuk ubuk resimlerimi çekiyorum, çekmekle kalmıyorum bunları feysbuka falan koyuyorum. Elimde değil ya normal olamıyorum. Kendime sakal bıyık çizip şebek şebek dolaşıyorum. "Babaaa bak bak elime bak puahahah" olayı zaten benle bütünleşmiş halde. Yetmezmiş gibi tanımadığım insanlara karşı da böyleyim.

Kaç kişi nüfus memurunun "ne zaman kaybettiniz nüfusu?" sorusuna çok sarhoştum hatırlamıyorum der ki. Ya da ev telefonunu "öfff kimsin be uzanıyodum şurda" diye açıp da karşıdaki bankadan arayan adama rezil olur? Hadi bunları geçtim, 50 küsür yaşındaki hocana "sesim çok travesti gibi değil mi.. hastayım da" nasıl dersin? Ya da "mesela arkadaşınızı görünce söylersiniz" diyen aynı adama "ben direk lan diyorum valla bana bakmayın" denir mi?

Ben diyorum işte. Ben yapıyorum bunları. Değiştiremiyorum kendimi. Böyle gelmiş böyle de gidecek sanırım...

-Kaç yaşındasınız?
-21 görünümlü 7!

23 Kasım 2008 Pazar

BRB!


Yapraklar yatağın olsun
Kırlangıçlar arkadaşların
Yıldızlar yorganın olsun
Hem zaten gökte işsiz güçsüz duruyorlar


Kafam karışık. Kötüyüm bir süredir. Pek gülmüyorum şu son günlerde. Bu dizeler imdadıma yetişti ama... Gülümsememe neden oldu. İçime huzur doldurdu. Son 1 saattir sadece bu dizeleri okuyorum. Bir anda umutla doldum, "başarabilirim!" dedim adeta. Evet evet ben bu halimi yenmeliyim, yenebilirim. BRB! Düzelmeye gittiii...!

21 Kasım 2008 Cuma

Alkol Buraya Yumruk Havaya!


Önümdeki bir kadeh şaraba bakarak yazıyorum bu yazıyı. Aslında ne yazacağımı da bilmiyorum. Ama bu, içkiye şükreden bir yazı olmalı! Şu anda aklımın başında olmasını sağlayan tek şey o çünkü. İçtikçe rahatlıyorum, gerginliğimden kurtuluyorum. İyi ki varsın be! Şunu bulan insanların elini öpmek lazım hakkaten. İçki bütün kötülüklerin anası derler bir de. Peh! Yemişim bunu diyeni. İçki insanın aklına mukayet olur, çirkini güzel yapar, sorunları unutturur, libidoyu arttırır, eğlendirir, cesaret verip gerginliği alır, dert ortağı olur. E daha ne yapsın? Bu kadar insan boşuna alkolik olmuyor heralde. Bu gidişle ben de o insanlardan biri olacağım zaten. Son günlerde pek bir içer oldum bu mereti. Amaaaaan atın ölümü arpadan olsun değil mi? Ben en iyisi bi kadeh daha şarap koyayım kendime. İçtikçe daha kolay yazıyor insan hem. Bak bi yararını daha buldum. Helal beee!

Acaba bir seçim yapmam gerekse hangisini tercih ederim. Sağ kolum mu alkol mu? Hmmm... Sağ kol? Alkol? Kol? Amaaan kolun yenisi çıkar yerine ne de olsa, ben alkolü alayım!

18 Kasım 2008 Salı

Saat 4


Bir delilik yaptım dün.. Belki de yapmamam gerekirdi ama yaptım işte. Sabaha karşı 3 buçukta evden çıktım. Öyle gerekiyordu. Soğuğa ve yağmura aldırmadan evden çıktım ve 4'e kadar gezindim kız başıma. Tuhaf bakan taksici gözlerine, yanımdan geçen travestilere, tinercilere benzeyen çocuklara aldırmadan gezindim önce. Sonra gecenin soğuğu yüzüme vura vura bekledim öylece. Beklemem gerekiyordu, bekledim. Gördüğüm her gölgede "yoksa.." diyerek bekledim. Soğuktan titreyen dişlerime rağmen bekledim. Uzun dakikalar bekledim. Saatime baktım, 4'e 2 vardı. Hayır 4'e kadar dışarda kalmam gerekiyordu. 2 dakika daha ellerimi birbirine sürte sürte ısıtmaya çalışarak bekledim. 5..4..3..2..1! Saat 4 oldu, eve gitme vakti... Hadi aybüke hayalkırıklığını ceplerine doldur ve eve doğru hızlı adımlarla ilerle...

17 Kasım 2008 Pazartesi

Zaman zaman zaman!


"Çok meşgul olmaktan daha kötü bir şey varsa o da hiç meşgul olmamaktır" tarzı bir sözden yola çıktım 1-2 ay önce ve iplerimi kopardım! Bir süre öncesine kadar yapacak bir şey olmadığından yakınan ben, artık zamanım olmamasından yakınıyorum. İnsanoğlu hep şikayetçi canım. Yok ama ciddi anlamda çok doluyum şimdi de. 3 ayrı kursa gidiyorum, ders veriyorum, okula gidiyorum ve şu zamanlarda bir de vizelerle uğraşıyorum! Bazı günler saat 11lere kadar eve gelemiyorum. Bildiğin yoruluyorum yani. Şimdi de boş kalmayı özledim. Evde amaçsızca dolaşıp saatlerce koltukta uzanmayı özledim. Sen dur ama sen duuurr.. O da olacak. Biraz daha cılkım çıksın da hele bi :)

7 Ekim 2008 Salı

Aşık Gibi

Size de hiç oluyor mu aşık olmadığınız halde aşıkmışsınız gibi hissettiğiniz? Mutlu aşk şarkılarının, birini seviyormuşsunuzcasına sizi gülümsettiği? Şu anda tam olarak böyle hissediyorum. Neden, nasıl bilmiyorum. Tek bildiğim şey onun sıcaklığını kalbimde hissediyor olmam. Sanki kulağıma bir şeyler fısıldıyor, beni ne kadar sevdiğini… Ruhumu ısıtıyor varlığıyla. Hiçbir neden olmadan gülüyorum; çünkü mutluyum, aşığım. Hem de çok aşığım. Kime diye sorarsanız bilmiyorum. Ne zamandır böyle bir şey hissetmemiştim. Bu kadar çok sevmemiştim. Şarkılar bu kadar çok şey ifade etmemişti bana. Evet çok aşığım, çok!

3 Ekim 2008 Cuma

Bırak Olsun!!!!

Şimdilerde yeni bir şarkıya taktım. Aslında çok bilindik eski bir şarkı fakat ben daha yeni keşfettim maalesef. The Beatles’ın “Let It Be” şarkısı. Sabah akşam hiç bıkmadan deli gibi dinliyorum. Hatta bu yazıyı yazarken de arkadan dinliyorum. Beatles’ın birkaç tane şarkısını bilirdim sadece. Meğersem ne çok şey kaçırmışım ben! Açtım limewire ı, çıkan bütün Beatles şarkılarını indirdim. Tevekkeli dünyada gelmiş geçmiş en iyi grupmuş. Şarkılarına taptım resmen. Kendimden geçiriyor beni yahu. Hayata yeni bir açıdan bakıyorum artık; “Bırak Olsun”!!!!

22 Ağustos 2008 Cuma

Türkiye'ye Döndüm!

Sonunda gezi bitti! İzmir'ime kavuştum! 2 haftadır yollardaydık. Eğlendik, gezdik, gördük ama bir o kadar da yorulduk. Evde odama kapandım, dinleniyorum. Bol bol uyuyup ayaklarımı uzatma lüksünü kullanıyorum. Bir yandan da yeni arkadaşlar edinmenin verdiği hazla hepsini bir bir listeme ekliyorum.
Bu yılki gezi geçen seneye oranla yarı yarıya daha kısaydı ve de "uzun" yani benim kuzenim yamörüm yoktu. Olsun onla da seneye Portekiz yolcusuyuz. Yahu o değil de saydım şimdi, tam 13 ülke görmüşüm şimdiye kadar. Ule ne kadar çok gezmişiz öyle peeeeee. Offf seneye de Portekiz'e Güneş'in yanına gittik mi bal gaymak olur. Para biriktireyim de bari uçak bileti için. Yahu ben kendi kendime konuşuyorum şu anda ve salak bir ifadeyle konuştuklarımı buraya yazıyorum. Ne malım la ben. Neyse terbiyeyi bozmadan yazımı bitireyim!

29 Temmuz 2008 Salı

Hindistan Rezaleti


1-2 gün önce Güneş'le uyurken Ahmet abiden telefon geldi. Özdere festivali için gelen Hindistan grubuna rehberlik yapmamızı istedi. Hemen yataktan fırladık tabi. Koştur koştur Ahmet abininyanına gittik. Minibüs kiralamış Ulucak belediyesi bir tane, atladık ona gittik Özdere’ye grubu almaya. Akşama da Ulucak’ta dans edeceklermiş. Biz de haliyle karşımızdakileri bizim gibi normal insanlar zannettik. Özdere’de grubu görmemizle şoka girmemiz bir oldu. Grup 9 kişiden oluşuyor ve bunlardan 6sı sakallı, sarıklı, 40 yaşlarında adamlar, diğer 3ü de tuhaf kadınlar. Yetmezmiş gibi hepsi birbirinden pis kokuyor. Neyse atladık arabaya önce Kordon’a, ordan da Konak’a gittik. Tabi insanların hepsi bunlarla fotoğraf çekilmek için öne atıldı. 1 saate çıkamadık aralarından. Bu arada kendini akıllı zanneden Hindular’dan biri bize torbasıyla çantasını taşıtıyor. Adama geri uzatıyoruz alın artık diye, adam bize yok kalsın diyor. Manyak mıdır nedir ya alla alla… Neyse, en sonunda Kızlarağası Hanı’na vardık. Bunlar dolaştı biraz ama her şeyi pek bir pahalı buldular ki bunlar oranın en zenginlerindenmiş. Bu kadar cimrilik olur yani… Biri sürekli sakalına dolaşmış saçlarla oynar, biri Konak’ın ortasında ayakkabılarını çıkarıp dolaşır, bir diğeri eşyalarını taşıtır… Hey allam… Neyse zorla kopardık bunları gezdikleri yerden, Kipa’ya gittik; çünkü yolda başımızın etini yediler Kipa da Kipa diye diye. Foruma gelmek üzereydik ki o manzarayla karşılatım… Adamlardan biri minibüste ayakkabılarını ve çoraplarını çıkarmış, ayaklarını tam yanıma uzatmış. Güneş’le kusuyorduk resmen. Ama diğer görüntüyü görünce o da neymiş ki dedik. Gene bu kokan ayaklarını uzatan pis insan çıkarmış bir kulak çubuğu kulağını temizliyor. Arada çıkartıyor çubuğu kulağından, konuşuyor, gülüyor, sonra tekrar hööp kulağına sokuyor. Yemin ederim bu kadar iğrenmemiştim ne zamandır. Allahtan geldik foruma da bunları attık Kipa’ya, biz forumda gezdik. Kabus gibi bir gündü resmen kabus! Üstüne para verseler dolaştırmam bir daha Hindistanlıları!

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Haypet! Periyet!


Anaaam! Yazmamışım ne zamandır bir şey! Ule o değil de bizim AKM'de gösterimizi oldu. teeee 8 haziran akşamı. Ama güzeldi baya yahu. geçen gün de gecenin cd'leri dağıtıldı. Fena oynamamışız. Birkaç hata dışında öyle büyük bir yanlış da yapmamışız. Holey o zaman! Yahu yetmezmiş gibi geçen hafta bir de Denizli'ye gittik gösteriye. Öldük orda da yorgunluktan. Ama eğlenceliydi her şeye rağmen. Sabahın köründe yola çıktık, öbür gün sabaha karşı 4'te geldik İzmir'e. Ama Özdere'deki festivale biz gitmeyecekmişiz. Öff ya ne de heveslenmiştim ama... Neyse artık.. Vur orta çık! İhu!

4 Haziran 2008 Çarşamba

The Little Girl

A little blonde girl was standing on a half-collapsed wall; carrying
a filthy, torn teddy bear. Her straight hair had falled off her eyes,
her fridges had almost covered her bright blue eyes. In deep,
sadness was obviously read in them. She had worn a pinkish dress
like it had had all the dust and dirt on the streets.Her tiny fingers
were weak, she was hardly carrying the bear,because she hadn't
eaten anything for 2 days. Her bare feet were paining, sharp stones
were cutting her titchy fingers.
She was alone in this world. Noone to take care of her, noone to love
her.. Nothing had been right since she was born which was just 4
years ago. Her only friends were birds, cats and dogs. Women were
preventing their kids to go near her. She was dirty and maybe ill in
their eyes. How could they let their precious' touch that filty thing?
Thanks god she hadn't got any idea what was going on. Her tiny world
she created would have collapsed.
She sat down. Her big blue eyes were watching the waves of the sea
dreamyly. She didn't know somebody was spying on her. Somebody
that who felt so much for her already. It was Ann who was 32 years
old. She always wanted to have a girl to play games with and plait her
thin hair but she never married. Ann had fallen in love with her the
moment she saw her which was just a moment ago. She was sure that
that little girl was alone in this world, she didn't know how but she
just had a feeling. Ann walked towards her in silent, without calling
her. The little girl saw Ann coming over. She didn't move or scared.
Their eyes were connected. Ann was like hypnotized by her beauty.
She stopped infront of her and hold up her hand. Little girl gave a
wide smile and hold Ann's hand. She was holding tight her teady bear
with her other hand which was with her from the beginnig. She was
safe now. A beautiful happy life was waiting for her. She had a mother at last...

26 Mayıs 2008 Pazartesi

Ağaçlar


Biraz önce eski defterleri karıştırırken yazdığım bir şiiri buldum. Tarih 11 Ocak 1998. 9,5-10 yaşlarındayım. İşte ağaçlarla ilgili yazdığım şiir:




Ağaçları keseler,
Dolap, kitap yaparlar,
Ama bunları,
Kullanmasını bilmezler.

O güzelim ağaçlar,
Heba olur boşu boşuna

Oysa faydaları çoktur.
Zararları yoktur.
Onlar olmadan,
Bütün dünya yok olur.

Onları kullanmasını bilelim.

Boşa heba etmeyelim.

[ virgülüne kadar aynı :) ]

24 Mayıs 2008 Cumartesi

The Candle


Wishing and praying... Pleading with someone who wasn't
there.. "make it stop make it stop".
Her eyes were red. How long had she been crying? 2 hours?
3 hours? She didn't know. Tears were freezing on her
cheeks. She got closer to the candle. The shining candle was
the only proof that somebody was living in that shack. She
heard a cough behind her, then a sound of movement. Her
mother should have been turning backwards in bed. At least
that was showing her mother was still alive. However Alisa
knew that she will have gone soon. The illness was
spreading amongst her cells and made her worse day by day.
She got up and hold the candle, then glide towards the bed
and placed it next to it. There was only one bed in the tiny
shack. Alisa had been sleeping on the rotten floors for
2 years, since her mother got sick.
She looked down her mom with pity and misery. Her pale face
was paler compared to yesterday. How long had she had? A
day? A month? Tears started falling on her cheeks again.
"Please" she wispered to the darkness, "have mercy..."
Everything had started 5 years ago. Alisa had had a good family;
a father who doted on her and a mother who loved her more
than anything. Her father was a fisherman. He had a boat
with a crew. He had earned well. At least he had earned
enough to get fresh food to the table everyday. When Alisa was
just 7, he had an accident and passed away. To go on with the
life was no different from being tortured. They had no money
at all. Alisa's mother had to take care of his daughter. She
had worked as maid for nearly 3 years till she got sick. They
moved into a filthy, neglected and tiny shack. Their life was
never like it used to be.
Alisa had fallen asleep with a wide smile, thinking of her dad
and games they had played with...
When she woke up, everything was the same, it was no like her
dream. Her mother was asleep, Alisa checked her breathing,
thanks to god she was still alive. She hold the lighting candle
and take it with herself to the other side of the room, it was so
dark because there was no window. Alisa put the candle on to
the rotten counter. She took the rusty knife and tried to cut off
the moldy bread, which was as hard as a boulder, with awkward
hands. Suddenly she pulled her hand with agony. She had cut
her hand. When she put her finger to the cut on her hand, she
saw it out of the corner of her eye: the candle had been put out.
She didn't know how to say but she knew that something was
terribly wrong. She turned to her mom with a sudden move
and saw her body moved no more. Alisa approached her body
like a sleepwalker. She stopped right infront of her. Her eyes
gazed her mother's white face. Then she started to cry like mad,
screaming and yelling, yelling, yelling...

18 Mayıs 2008 Pazar

ÇILDIRIIINNN ÇILDIRIIINN!!! :D


Şampiyonuz uleeeeeeeeeeeee :D:D Cimbomum yine sevindirdi bizi! Ezik fb de çıldırsın artık kıskançlıktan! Çıldırııın çıldırııın çıldırııın çıldırıınn aslanlar sahadaaa tribünler ayaktaaaa sarı kırmızıylaa hiç bitmez bu sevdaa!!! Öyle milyon dolarlık futbolcu almakla olmuyor bu şampiyonluk. Önce ruh olması lazım. Takımın kenetlenmesi lazım. İşte galatasarayımda bu var. Fenerde şimdiye kadar hiç olmadı böyle bir şey. SOnuç olarak şampiyonluğu biz hak etmiştik, bizim de oldu zaten.

Elle kolla değil bilekle
Parayla pulla değil yürekle

HER ZAMAN HER YERDE EN BÜYÜK CİMBOM!!!

6 Mayıs 2008 Salı

Fix you Şarkısıyla Ayrılık Acısı


When you try your best but you don't succeed
When you get what you want but not what you need
When you feel so tired but you can't sleep
Stuck in reverse

Bazen ne yapsanız da olmuyor. Eskisi gibi olması için çabalıyorsun; ama o kıvılcımı geri getiremiyorsun. Ayrılmaktan başka çare kalmıyor malesef...

And the tears come streaming down your face
When you lose something you can't replace
When you love someone but it goes to waste
Could it be worse?

Sabahlara kadar ağlamanın bir çözüm getirmeyeceğini bilmek ne acı değil mi? O artık yok hayatında... Olmayacak da bir daha... Kaybettin artık onu, gitti sonsuza kadar. O senin her şeyindi, hayatındı... Yaşama sebebindi, umudundu... Onunla birlikte her şey gitti, hepsi bitti, yok oldu. Kalbinin sıkışması, nefes alamamak...Bundan kötüsü var mıdır ki?..

Lights will guide you home
And ignite your bones
And I will try to fix you

And high up above or down below
When you're too in love to let it go
But if you never try you'll never know
Just what you're worth

Çok aşık olduğunda, karşındakini bırakamadığında, ondan vazgeçmek zorunda olmak.. Ölüm bu olsa gerek...

Tears stream down your face
I promise you I will learn from my mistakes
Tears stream down on your face
And I...

Hayır işte öğrenemiyorsun hatalarından bazen... Ağlamaktan başka şey gelmiyor elden...

28 Nisan 2008 Pazartesi

Pembe Oldum!!!

Pembe oldum ben pembeee oleeeyyyy!!! Saçlarımı pembe yaptım sonunda! Daha doğrusu açık morla koyu pembe arası bir şey oldu. Ne zamandır "yapsam mı yapmasam mı, iğrenç mi olur yoksa, ama yapmak da istiyorum ya kahretsin öfff" diyerekten ne yapacağıma karar veremiyodum. Sonunda cesaretimi topladım ve kuafaöre gittim. Dedim ki böyle böyle.. Ben saçlarımı boyatmak istiyorum bana yakışır mı. Birkaç öneri vererek yakışacağını söyledi. Ben de oley bee diyerekten oturdum elektrikli sandalyeye. 1-2 saat beklemenin ardından saçlarım yıkandı, bi' baktım cidden yakışmış yahu! Çok hoşuma gitti saçlarım mükemmel bir şey oldu resmen! Çok içime sindi. Ertesi gün dernekte bir tane küçük kız gelip gidip abla saçların çok güzel olmuş, çok beğendim dedi. Ben havalara uçtum tabi.. Herkes çok beğendi, ten rengine de çok uymuş dedi. Oley be çok mutluyum! Çok seviyorum saçlarımı! Arribba arribbaa andele andelee!! Tek temennim, saçlarımı yıkadıktan sonra renginin iğrençleşmemesi. Kötü olmaz inşallah!

22 Nisan 2008 Salı

Gezi

Nerdeyse 1 yıl oldu döneli ama unutamadık. Hayatımızın en güzel günlerini geçirdik belki de. Evet, Portekiz'den bahsediyorum. Yolculuğun içindeyken anlayamıyor insan. Ama şimdi fotoğraflara ve videolara baktıkça iyi ki de gitmişiz diyorum, iyi ki de... Yaptığımız her fedakarlığa, çektiğimiz her zorluğa değdi gerçekten de. Süper eğlenceli, uyumlu ve kafa bir grupla eğlenceyi doruğa çıkardık. Dolu dolu yaşadık yolculuk günlerimizi. İzmir'e gelince yaptığım videoyu izledikçe çok daha iyi anlıyorum, özlemi tadıyorum. İşte bana "vay beee ne günlerdi yaaa" dedirttiren video...



21 Nisan 2008 Pazartesi

Kardeşlerim!


Dün gece uykum kaçtı, ben de eski günlükleri okuyayım dedim. Okudukça güldüm, güldükçe hüzünlendim. Tam 3 yıl oldu liseyi bitireli; ama daha dün gibi aklımda her şey. Gamzemin bize sitem yazıları, Aysunumun yaptığı şebeklikler, Başağımla Aysuna yapmak istediğimiz işkence yazıları, yazdığımız güzin abla yazıları, komedi şiirler... "Liseyi dolu dolu yaşamışız" dedim kendi kendime. Müthiş dostlarımla, müthiş eğlenmişiz. Her zaman birbirine destek olan müthiş arkadaşlar... O zamandan bu yana hiçbir şey değişmedi. Şimdi de öyle ve ilerde de öyle olacak. En kötü günümüzde birbirimizin arkasında olduk hep. İyi ki varsınız kardeşlerim sizi çok ama çok seviyorum...


Ben Geldiiiimmm

Eveett sonunda baskılara dayanamayarak ben de bu siteye üye oldum. Bir ben eksiktim şimdi tam oldu. Hoşgeldiiiimmm!! Ben de buraya bir şeyler karalarım artık. Yuh yani benim gibi yazma özürlü birisi buraya geldiyse... Neyse anacım, sneyl sen de gel dedi, olmaz dedim. Sonra eşkim sen de yazsana dedi, olmaz dedim. Başka da kimse gel demedi. O zaman ben neden geldim ki? İlk cümlem yalanmış yahu benim. Neyse artık öyle ya da böyle geldim, üye oldum. Hatta şimdi de diyorum ki: Başak sen de gel! An itibariyle ben de buraya birini çağırarak görevimi yerine getirdim . Artık bu saçma ötesi yazıyı bitirme zamanı geldi. Diğer yazılarımda görüşmek üzere!