29 Temmuz 2008 Salı

Hindistan Rezaleti


1-2 gün önce Güneş'le uyurken Ahmet abiden telefon geldi. Özdere festivali için gelen Hindistan grubuna rehberlik yapmamızı istedi. Hemen yataktan fırladık tabi. Koştur koştur Ahmet abininyanına gittik. Minibüs kiralamış Ulucak belediyesi bir tane, atladık ona gittik Özdere’ye grubu almaya. Akşama da Ulucak’ta dans edeceklermiş. Biz de haliyle karşımızdakileri bizim gibi normal insanlar zannettik. Özdere’de grubu görmemizle şoka girmemiz bir oldu. Grup 9 kişiden oluşuyor ve bunlardan 6sı sakallı, sarıklı, 40 yaşlarında adamlar, diğer 3ü de tuhaf kadınlar. Yetmezmiş gibi hepsi birbirinden pis kokuyor. Neyse atladık arabaya önce Kordon’a, ordan da Konak’a gittik. Tabi insanların hepsi bunlarla fotoğraf çekilmek için öne atıldı. 1 saate çıkamadık aralarından. Bu arada kendini akıllı zanneden Hindular’dan biri bize torbasıyla çantasını taşıtıyor. Adama geri uzatıyoruz alın artık diye, adam bize yok kalsın diyor. Manyak mıdır nedir ya alla alla… Neyse, en sonunda Kızlarağası Hanı’na vardık. Bunlar dolaştı biraz ama her şeyi pek bir pahalı buldular ki bunlar oranın en zenginlerindenmiş. Bu kadar cimrilik olur yani… Biri sürekli sakalına dolaşmış saçlarla oynar, biri Konak’ın ortasında ayakkabılarını çıkarıp dolaşır, bir diğeri eşyalarını taşıtır… Hey allam… Neyse zorla kopardık bunları gezdikleri yerden, Kipa’ya gittik; çünkü yolda başımızın etini yediler Kipa da Kipa diye diye. Foruma gelmek üzereydik ki o manzarayla karşılatım… Adamlardan biri minibüste ayakkabılarını ve çoraplarını çıkarmış, ayaklarını tam yanıma uzatmış. Güneş’le kusuyorduk resmen. Ama diğer görüntüyü görünce o da neymiş ki dedik. Gene bu kokan ayaklarını uzatan pis insan çıkarmış bir kulak çubuğu kulağını temizliyor. Arada çıkartıyor çubuğu kulağından, konuşuyor, gülüyor, sonra tekrar hööp kulağına sokuyor. Yemin ederim bu kadar iğrenmemiştim ne zamandır. Allahtan geldik foruma da bunları attık Kipa’ya, biz forumda gezdik. Kabus gibi bir gündü resmen kabus! Üstüne para verseler dolaştırmam bir daha Hindistanlıları!

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Haypet! Periyet!


Anaaam! Yazmamışım ne zamandır bir şey! Ule o değil de bizim AKM'de gösterimizi oldu. teeee 8 haziran akşamı. Ama güzeldi baya yahu. geçen gün de gecenin cd'leri dağıtıldı. Fena oynamamışız. Birkaç hata dışında öyle büyük bir yanlış da yapmamışız. Holey o zaman! Yahu yetmezmiş gibi geçen hafta bir de Denizli'ye gittik gösteriye. Öldük orda da yorgunluktan. Ama eğlenceliydi her şeye rağmen. Sabahın köründe yola çıktık, öbür gün sabaha karşı 4'te geldik İzmir'e. Ama Özdere'deki festivale biz gitmeyecekmişiz. Öff ya ne de heveslenmiştim ama... Neyse artık.. Vur orta çık! İhu!

4 Haziran 2008 Çarşamba

The Little Girl

A little blonde girl was standing on a half-collapsed wall; carrying
a filthy, torn teddy bear. Her straight hair had falled off her eyes,
her fridges had almost covered her bright blue eyes. In deep,
sadness was obviously read in them. She had worn a pinkish dress
like it had had all the dust and dirt on the streets.Her tiny fingers
were weak, she was hardly carrying the bear,because she hadn't
eaten anything for 2 days. Her bare feet were paining, sharp stones
were cutting her titchy fingers.
She was alone in this world. Noone to take care of her, noone to love
her.. Nothing had been right since she was born which was just 4
years ago. Her only friends were birds, cats and dogs. Women were
preventing their kids to go near her. She was dirty and maybe ill in
their eyes. How could they let their precious' touch that filty thing?
Thanks god she hadn't got any idea what was going on. Her tiny world
she created would have collapsed.
She sat down. Her big blue eyes were watching the waves of the sea
dreamyly. She didn't know somebody was spying on her. Somebody
that who felt so much for her already. It was Ann who was 32 years
old. She always wanted to have a girl to play games with and plait her
thin hair but she never married. Ann had fallen in love with her the
moment she saw her which was just a moment ago. She was sure that
that little girl was alone in this world, she didn't know how but she
just had a feeling. Ann walked towards her in silent, without calling
her. The little girl saw Ann coming over. She didn't move or scared.
Their eyes were connected. Ann was like hypnotized by her beauty.
She stopped infront of her and hold up her hand. Little girl gave a
wide smile and hold Ann's hand. She was holding tight her teady bear
with her other hand which was with her from the beginnig. She was
safe now. A beautiful happy life was waiting for her. She had a mother at last...

26 Mayıs 2008 Pazartesi

Ağaçlar


Biraz önce eski defterleri karıştırırken yazdığım bir şiiri buldum. Tarih 11 Ocak 1998. 9,5-10 yaşlarındayım. İşte ağaçlarla ilgili yazdığım şiir:




Ağaçları keseler,
Dolap, kitap yaparlar,
Ama bunları,
Kullanmasını bilmezler.

O güzelim ağaçlar,
Heba olur boşu boşuna

Oysa faydaları çoktur.
Zararları yoktur.
Onlar olmadan,
Bütün dünya yok olur.

Onları kullanmasını bilelim.

Boşa heba etmeyelim.

[ virgülüne kadar aynı :) ]

24 Mayıs 2008 Cumartesi

The Candle


Wishing and praying... Pleading with someone who wasn't
there.. "make it stop make it stop".
Her eyes were red. How long had she been crying? 2 hours?
3 hours? She didn't know. Tears were freezing on her
cheeks. She got closer to the candle. The shining candle was
the only proof that somebody was living in that shack. She
heard a cough behind her, then a sound of movement. Her
mother should have been turning backwards in bed. At least
that was showing her mother was still alive. However Alisa
knew that she will have gone soon. The illness was
spreading amongst her cells and made her worse day by day.
She got up and hold the candle, then glide towards the bed
and placed it next to it. There was only one bed in the tiny
shack. Alisa had been sleeping on the rotten floors for
2 years, since her mother got sick.
She looked down her mom with pity and misery. Her pale face
was paler compared to yesterday. How long had she had? A
day? A month? Tears started falling on her cheeks again.
"Please" she wispered to the darkness, "have mercy..."
Everything had started 5 years ago. Alisa had had a good family;
a father who doted on her and a mother who loved her more
than anything. Her father was a fisherman. He had a boat
with a crew. He had earned well. At least he had earned
enough to get fresh food to the table everyday. When Alisa was
just 7, he had an accident and passed away. To go on with the
life was no different from being tortured. They had no money
at all. Alisa's mother had to take care of his daughter. She
had worked as maid for nearly 3 years till she got sick. They
moved into a filthy, neglected and tiny shack. Their life was
never like it used to be.
Alisa had fallen asleep with a wide smile, thinking of her dad
and games they had played with...
When she woke up, everything was the same, it was no like her
dream. Her mother was asleep, Alisa checked her breathing,
thanks to god she was still alive. She hold the lighting candle
and take it with herself to the other side of the room, it was so
dark because there was no window. Alisa put the candle on to
the rotten counter. She took the rusty knife and tried to cut off
the moldy bread, which was as hard as a boulder, with awkward
hands. Suddenly she pulled her hand with agony. She had cut
her hand. When she put her finger to the cut on her hand, she
saw it out of the corner of her eye: the candle had been put out.
She didn't know how to say but she knew that something was
terribly wrong. She turned to her mom with a sudden move
and saw her body moved no more. Alisa approached her body
like a sleepwalker. She stopped right infront of her. Her eyes
gazed her mother's white face. Then she started to cry like mad,
screaming and yelling, yelling, yelling...

18 Mayıs 2008 Pazar

ÇILDIRIIINNN ÇILDIRIIINN!!! :D


Şampiyonuz uleeeeeeeeeeeee :D:D Cimbomum yine sevindirdi bizi! Ezik fb de çıldırsın artık kıskançlıktan! Çıldırııın çıldırııın çıldırııın çıldırıınn aslanlar sahadaaa tribünler ayaktaaaa sarı kırmızıylaa hiç bitmez bu sevdaa!!! Öyle milyon dolarlık futbolcu almakla olmuyor bu şampiyonluk. Önce ruh olması lazım. Takımın kenetlenmesi lazım. İşte galatasarayımda bu var. Fenerde şimdiye kadar hiç olmadı böyle bir şey. SOnuç olarak şampiyonluğu biz hak etmiştik, bizim de oldu zaten.

Elle kolla değil bilekle
Parayla pulla değil yürekle

HER ZAMAN HER YERDE EN BÜYÜK CİMBOM!!!

6 Mayıs 2008 Salı

Fix you Şarkısıyla Ayrılık Acısı


When you try your best but you don't succeed
When you get what you want but not what you need
When you feel so tired but you can't sleep
Stuck in reverse

Bazen ne yapsanız da olmuyor. Eskisi gibi olması için çabalıyorsun; ama o kıvılcımı geri getiremiyorsun. Ayrılmaktan başka çare kalmıyor malesef...

And the tears come streaming down your face
When you lose something you can't replace
When you love someone but it goes to waste
Could it be worse?

Sabahlara kadar ağlamanın bir çözüm getirmeyeceğini bilmek ne acı değil mi? O artık yok hayatında... Olmayacak da bir daha... Kaybettin artık onu, gitti sonsuza kadar. O senin her şeyindi, hayatındı... Yaşama sebebindi, umudundu... Onunla birlikte her şey gitti, hepsi bitti, yok oldu. Kalbinin sıkışması, nefes alamamak...Bundan kötüsü var mıdır ki?..

Lights will guide you home
And ignite your bones
And I will try to fix you

And high up above or down below
When you're too in love to let it go
But if you never try you'll never know
Just what you're worth

Çok aşık olduğunda, karşındakini bırakamadığında, ondan vazgeçmek zorunda olmak.. Ölüm bu olsa gerek...

Tears stream down your face
I promise you I will learn from my mistakes
Tears stream down on your face
And I...

Hayır işte öğrenemiyorsun hatalarından bazen... Ağlamaktan başka şey gelmiyor elden...