25 Aralık 2011 Pazar

Pride & Prejudice


Kaç kere izledim bu filmi bilmiyorum. 200 vardır ama herhalde. Kitabını da birkaç kez okudum. İnanılmaz derecede seviyorum. Normalde kitapların filmi güzel olmazken, burada bir nirvana söz konusu. Filmin müziklerinden tutun iyi düşünülmüş sahneleri, oyuncuları, her şeyi mükemmel. Dün geceden beri de üçüncü kez izliyorum. Salak bir hayranlıkla ekrana bakıp şapşal şapşal gülümsüyorum. Ben Jane Austen karakteri olmalıymışım zaten. Şöyle bir aşk yaşamak için, böyle bir adamla hayatımı geçirmek için çok rahat her şeyden vazgeçerdim. Daha saf, temiz ve güzel bir çift yok benim gözümde. Yarın birkaç kez daha izleyip gerçek dünyadan tamamen koparım artık.

18 Aralık 2011 Pazar

Kelimelerin yetersiz kaldığı çılgınlık

Refah seviyesi yüksek bir ülkede doğmak isterdim. Hayat=Para olmayan bir yerde yaşamak.. İstediğimiz mesleği yapardık ya da direkt mesleksiz olurduk. Neyden hoşlanıyorsak onu yapardık. Az bir parayla da yaşamımızı istediğimiz gibi idame ettirebilirdik. Hiçbir eksiğimiz de olmazdı. Hırs, para, tüketim çılgınlığı hayatın içine dahil olunca stres eksik olmuyor. Stresle baş edemeyip doktora gidiyoruz, sağlımızı kaybetmek pahasına kazandığımız paralarla yeniden sağlığımızı satın alıyoruz. Ne yapıyoruz biz allah aşkına? Nedir bu hırs?

Başkalarına gösteriş için yaşıyoruz biz. Sadece herkeste var diye istiyoruz maaşımız kadar -hatta birçok insan için fazla- olan I-Phonelar'ı. O yüzden giyiyoruz Ugglar'ı. Oraya buraya check-in yapınca, herkese nerede olduğumuzu gösterince neyi kanıtlıyoruz? "Bakın ben çok geziyorum, teşhir ihtiyacımı karşılıyorum, çok kaliteli mekanlara gidiyorum, çok sosyalim, bunların hepsini de sizin gözünüze sokuyorum."

Toplumsal sorumluluklarımızı hep başkalarının üstüne atıyoruz. Yaptığımız hayırlı tek bir şey yok. Bunun yanında hep de söyleniyoruz, eleştiriyoruz. Eyleme gelince de kılımızı kıpırdatmıyoruz, üşeniyoruz.

Eskisi bitmeden, bozulmadan yenisini alıyoruz. Ürettiğimiz bir şey olmadan devamlı tüketiyoruz. Borç harçla sahip olduğumuz parayı lükse yatırıyoruz. İnsanların doğru düzgün resimle, müzikle, sporla, onla bunla şunla ilgilendikleri yok. En büyük hobimiz alışveriş. Açgözlüyüz. Hep daha fazlasını istiyoruz. Hepsi bizim olsun istiyoruz. Zengin erkek bulup rahat yaşamak istiyoruz. Lüks arabalardan inmek istemiyoruz.

Peki bunları hak etmek için ne yapıyoruz?

Hep Gül

Sürprizleri severim. Bugün sabahın 9'unda onlardan biriyle uyandım. Güne iyi başlamam ve gün boyunca mutlu olmam için yapılmıştı ve tamamen işe yaradı.

Benden 6 yaş büyük bir ablam var. Yıllarımız birbirimizi yiyerek geçti. Sürekli kavga gürültü, saçma kıskançlıklar, birbirimizi sevmiyormuş gibi davranmalar, önemsiz göstermeye çalışmalar... Tipik abla-kardeş durumları. Benim üniversiteye başlamamla işler değişmeye başladı. Daha çok şey paylaşmaya başladık, daha anlayışlı olduk. Ben olgunlaştım tabi. Derken ablam evlendi. Ablamı paylaşmak çok zor geldi. 1 yıl boyunca ablama ve enişteme çok kötü davrandım. Onun önceliğinin benden başkası olmasını kabullenemedim.

Yıllar geçtikte abla kardeş ilişkimizde kimin abla kimin küçük kardeş olduğu karışmaya başladı. Roller değişti. Ben sürekli ona akıl veren, çağırdığında yardıma giden, gerektiğinde sabahlara kadar onun işlerini yapan kişi oldum. İşinde maaşı artsın diye gireceği yabancı dil sınavına ben çalıştırdım, yükselmesi için derslerini ben öğrettim, kilo vermesi için antrenörü ben oldum, tek başına altından kalkamayacağı işlere girdiğinde yanında hep ben oldum, onun önceliklerini kendi önceliklerimin önüne koydum, bir derdini, sıkıntısını anlattığında düzelmesi için her şeyi yaptım. O da maddi manevi dayanağım oldu benim. Ne zaman boğulacak gibi olsam yanına ilk gittiğim kişi oldu. Birbirimizi çok sevmemize rağmen gösteremediğimiz o sancılı ilişkiden böyle bir döneme geçtik.

O işteyken her gün, her an mailleşiyoruz. Onla bunla dalga geçiyoruz, gelecekle ilgili şeylerden bahsediyoruz, bunların yanında "çok sıkıldım, bunaldım, beni eğlendirsene moralim çok bozuk" dediğinde internet alemindeki bütün siteleri gezip komik olaylar, fıkralar, resimler bulup ona gönderiyorum.

Dün mesai esnasında yine böyle bir şey dedi. Ben de allah ne verdiyse yolladım. Morali düzeldi, çok güldü, mutlu mesut bitirdi mesaisini. Peki ben bugüne nasıl başladım? Kapı ziliyle. Evet, cumartesi günü sabahın 9'unda beni uyandıran kapı ziliyle. Çiçek gelmiş bana. Daha doğrusu gülen yüz kurabiyeli çiçek. Oyuncak ayıyla beraber. Çok şaşırdım, kimden gelmiş neymiş ne değilmiş derken kartı gördüm.

"İYİ Kİ VARSIN CANIM KARDEŞİM. HEP GÜL :)"

12 Aralık 2011 Pazartesi

Çiş meselesi

Düşünün ki çok yakışıklı/güzel biriyle buluştunuz. Ne diyeceğinizi, ne muhabbet açacağınızı bilemeden geçen gergin bir saatin ardından oldukça eğlenceli bir muhabbet ivmesi tutturdunuz. Karşılıklı ardı ardına bira yuvarlarken hafif kurlaşmalar da başladı. İmalı gülücükler, kaçamak bakışlar, karşı cinsle ilişkiler hakkında sorular... O anda birden masadan kalktınız. Neden? Çünkü lanet çişiniz geldi! Muhabbetin ve ortamın en tatlı yerinde tuvalet sırası bekleyip çişinizi yapmalısınız. Ama tabi alkol çok işettiğinden bunu birkaç kez daha tekrarlayacaksınız çok kısa süre sonra.

Diyelim ki uzun bir otobüs yolculuğuna çıkacaksınız. Kulaklıkları taktınız, kitabınızı açtınız, muavinin dağıttığı keki yediniz. Kitap okudukça hafiften uykunuz da geldi. Tam dalarken rahatsız olduğunuzu fark ettiniz. Neden? Çünkü lanet çişiniz geldi! Yetmezmiş gibi o lanet olasıca molaya saatler var. Tebrikler, inanılmaz rahatsız edici yolculuğunuzu sürekli çiş düşünerek geçirmeye hak kazandınız. Daha da kötüsü o yol bitmeyecek, saniyeler saatler gibi gelecek. Mola sonrasında gene aynını yaşayacaksınız. Bunun bir de uçak versiyonunu düşünelim. Hareket kapınıza geldiniz yarım saat-bir saat önce. Bekliyorsunuz. Beklerken bir tane de kahve içiyorsunuz gazete eşliğinde. Keyfiniz yerinde. Hafiften çişiniz gelir gibi oldu, ama yolcuları uçağa almaya başlayacaklar az sonra. Uçağa bindiniz, daracık araları olan koltuğunuza oturdunuz. Ama aklınızda tek bir şey var; çiş! Ve uçağın çük kadar tuvaletinde eziyet çekmek istemiyorsunuz. Bir saat dayanırım diye düşünürken uçağın kalkmak bilmemesi fikrinizi değiştiriyor. Ama o da ne? İkaz ışıkları yanarken yerinizden kalkmak yok! Çiş dolu idrar torbanız oturdukça sizi daha da rahatsız ediyor, içtiğiniz bir kahve on kahve boyutunda içeriden saldırıyor. İkaz ışıklarının sönmesi için bekleyip duruyorsunuz. O dakikalar geçmiyor.

Çok uykunuz var, yatağa atıyorsunuz kendinizi. Yüzünüzü yastığınıza dayayıp sıkıca sarılıyorsunuz yumuşacık kuş tüyü yastığınıza. Her şey çok güzel. Hayatınızın en mutlu anı. Ama dalmak üzereyken rahatsız oluyorsunuz. Neden? Çünkü lanet çişiniz geldi! Parmağınızı bile kıpırdatacak haliniz yok, ama çiş canavarı bir anda bütün uykunuzu emdi. Onu yapmadan uyumak yok size. İşkence çeke çeke yapıp geliyorsunuz. Şanslıysanız 5 dakika sonra tekrar tuvalete gidip yarım işemek zorunda kalmayacaksınız.

Bunları yazarken bile deli gibi çişim geldi. Senden nefret ediyorum çiş!

8 Aralık 2011 Perşembe

Kişiler üzerine çocukluk sanrıları

Bu defaki son derece kısa ve utanç verici bir liste. Çok salakmışım, kabul ediyorum :/ Özür dilerim David ve Alice. Sizin muhteşemliğinizi bilmiyordum o zamanlar.

  • David Bowie'yi marangoz ya da ağaç kesen elemanlardan sanıyordum. Terli ve kaslı bir tipti gözümde hep. Küçük yaşta adını nereden duydum hiç bilmiyorum. Ama benim için uzak bir kasabada gün içinde tek başına çalışıp akşam olunca terli terli güzel eşine sarılan biriydi. Evet, ilkokulda çok pembe dizi izliyordum.
  • Alice Cooper'ı -evet bu çok utanç verici- Alice Harikalar Diyarı'ndaki Alice sanıyordum :(
  • Okan Bayülgen'i milli takım basketbolcusu sanıyordum. Kendimi buna o kadar inandırmıştım ki bir maç esnasında "ama en iyi oyuncumuz Okan Bayülgen di mi anne?" demiştim. Dünyanın götü yere en yakın olan adamıyla ilgili bu sanrının kaynağını hala bulamadım.

    Bühi :(

29 Kasım 2011 Salı

Son derece ciddi liste

2012'ye girmemize az kalmışken yeni yılda yapmayı düşündüklerimin bir listesini oluşturdum. Ne de olsa 2012'nin sonunda topluca ölme gibi bir olasılığımız var, malum durum böyleyken yapmak istediklerimin bir kısmını aradan çıkartayım da gözüm arkada kalmasın. Listemdekileri yapabilmem için para da lazım tabi bol miktarda, banka soyma olasılığım da var. Eğer ki Mayalar götünden uydurmuşsa 2012'yi, bu listeyi ertesi yıla da sarkıtabilirim, banka soymadan falan.

1-)Bir haftasonunda Hollanda'ya gidip delicesine ot çekmek, mantar yemek, halüsinasyon görmek, space kekleri boğazımdan aşağı topluca tıkmak, sokakta o halde takılmak, onu bunu rahatsız etmek, gerekirse sokakta bayılıp kalmak. Onca ülkeye gittim, hunharca uyuşturucu madde alabilmenin yasal olduğu yere gitmedim. Şimdiki hedefim bu. Bahar aylarında bir miktar para denkleştirirsem yapacağım.

2-)Las Vegas'a gidip evlenmek. Bunu dün arkadaşıma teklif ettim ve kabul etti. Oradan bulduğumuz ilk kişiyle gidip evleneceğiz, rahip eşliğinde ya da bildiğin kağıt doldurup. Evlenmek için henüz çok gencim, zaten ilerde evlenip evlenmeme konusunda da kararsızım, gerek yok yani şu anda gerçek manada bir evliliğe. Orada gidip barlarda çılgınca eğlenirken birine rastlarım sarhoş ederim ve evleniriz. Ne de olsa "What happens in Vegas, stays in Vegas." Bildiğim kadarıyla orada yapılan evlilik sadece Vegas'ta geçerli oluyormuş zaten. Süper işte hehe :) 2012'de ölmezsek, para kısıtından dolayı bunu 2013'e kaydırabilirim. Ya da banka soyarım, bilemedim şimdi.

3-)Artık şu malum dövmeyi yaptırmak. O kadar çok konuştum, düşündüm, araştırdım ve hepsinin sonunda eli boş döndüm ki yaptırmadan ölürsem gözlerim faltaşı gibi açık kalacak, siz kapatmaya çalışsanız da kapanmayacak, o derece. Çok iyi bir portre dövmecisi bulup anlaşmalıyım. "Ya güzel olmazsa" korkusunu yaşatmayacak biriyle anlaşmalıyım hem de.

4-)Patronun Ewan Mcgregor'a benzediği bir iş bulmak. Bakın iş bulmak değil, Ewan kısmı çok önemli. Bu madde tam bir hedef sayılmaz tabii, şans ve evrene bol bol dua şart. Ewan'a benzemiyorsa ennn kötü ihtimalle Jason Dohring'in tıpa tıp aynısı olsun.

Normalde 5 maddeli oluyor listeler, ama benim sonuncuyu saymazsak 3 hedefim olduğundan daha fazla uzatamayacağım listeyi. 2012 aralıktan önce hangilerini yapabildim, hangilerini yapamadım yazarım buraya.

13 Kasım 2011 Pazar

Secret Garden

Son zamanlarda izlediğim en güzel dizilerden Secret Garden. Bir kore dizisi. Az önce son bölümünü de izledim. Biraz ütopik, bolca romantik, en çok da komik. Amerikan dizilerindeki karakterlerin tepkilerinden, bakışlarından, tarzlarından sıkılanlar için birebir. Animenin dizi vücuduna bürünmüş hali. Bütün karakterlerin tepkileri abartılı aynı animelerdeki gibi. Karakterlerin gelişimleri, değişimleri, ama buna rağmen çizgilerinden çıkmamaları çok başarılı ve kendini izleten en büyük unsur bana kalırsa. İçinde bol romantizm olan diziler genelde gerçeklik çizgisinden çok uzaklaşırlar, ama bu dizide (doğaüstü olaylar hariç) hayatın gerçekliğinden hiç kopmuyorlar. Dizinin bitiş sahnesi de bir harika. Romantizmden hoşlanıyorsanız şiddetle tavsiye ediyorum.