14 Aralık 2010 Salı

13 Aralık 2010 Pazartesi

Dünyada iki çeşit insan vardır

Yılanların nasıl çiftleştiğini bilenler ve bunu ölesiye merak edenler..

12 Aralık 2010 Pazar

Sinir oluyorum

  • Köpek severim ama kedi sevmem diyen "hayvansever"lere sinir oluyorum.

  • Facebookta ya da herhangi bir paylaşım sitesinde hayatta sadece kendisinin sevgilisi varmış gibi davrananlara sinir oluyorum. Sevgili yapar yapmaz(!) hemen aşkım, bebeğim, hayatım, yaşama sebebim başlığı altında fotoğrafların konulmasını, iletilerinde hep onunla yaşadığı büyük aşkı(!) yazanları, ilişki durumuna yazılan cafcaflı yorumları, sevgilisine kendisiyle in a r.ship yapması için baskı yapan kişileri, ilişkisini herkesin gözüne soka soka yaşayanları çok yapmacık ve çocuk buluyorum. Ayrı ayrı sinir oluyorum hepsine.

  • "Rock müzik ne ya kuru gürültü" diyenlere, Demet Akalın, Gülben Ergen, Serdar Ortaç dinleyenlere kendi küçük dünyalarında mutlu olmalarını dileyerek kendilerine sinir olduğumu belirtmek istiyorum.

  • İnsanların acılarını küçümseyenlere sinir oluyorum. Hele hele bu yakın bir arkadaşsa iki kat sinir oluyorum.

  • "Beatles geçmişte kaldı, şarkıları da çocuk şarkıları gibi zaten. Geçerli bir grup değil artık" diyenler, siz de köpek sevip kedi sevmeyen müthiş hayvanseverler kadar iğrençsiniz. Sinir oluyorum.

  • Badem bıyıklılara sinir oluyorum.

  • South Park'ın bir bölümünü bile tam olarak seyretmemişken "bütün değerlerimize hakaret ediyor!" şeklinde eleştirip çizgi filmin kendine has eleştiri yöntemini kesinlikle görmeyenlere sinir oluyorum.

  • Bencil insanlara sinir oluyorum. Yetmezmiş gibi bencil olmadığını düşünen bencillere daha da sinir oluyorum.

  • Sevdiğimiz ve bizim için özel olan kişileri, grupları, dizileri... ayağa düşüren komançiler.. Ölün. Sinir oluyorum size.

  • Havanın deli gibi soğuk olup da kar yağmamasına sinir oluyorum.

  • Selülitlere sinir oluyorum. Kilolara kafa atasım geliyor.

  • Kitap okumayı sevmeyenlere sinir oluyorum. Hem okumayı sevmeyip hem de okumanın gereksiz olduğunu düşünenlere ise iki kat sinir oluyorum.

Hayır gayet de mutluyum şu anda, sinirli değilim, sinir olduğum bir şey de yok, neden böyle bir blog yazısı yazdım ben de bilmiyorum :)

10 Aralık 2010 Cuma

UIen bir de loto çıksa heeyt beeee

Çok şanslı bir insanımdır. Hiçbir işi ters gitmeyen, her istediği olan insanlar vardır ya, işte ben öyleyimdir. Eğer bir istediğim olmuyorsa mutlaka çok daha iyisi olur. Bilgisayar almaya giderim tam da beğendiğim modelde büyük indirim olacağını söyler satıcı; param biter, anında bir yerden para gelir bana, sırtım yere gelmez; bir şeye ihtiyacım olur, o sırada birisi bana onu sürpriz hediye olarak alır; bir şey almak üzere evden çıkarım, istediğim şey %50 indirime girmiştir mutlaka. Olaylar ya da gelecek hakkında çok düşünmemeye çalışırım, çünkü ne de olsa önüme çok iyi fırsatlar çıkar. Arkadaşlarım aylarca iş arar, ben internetten bir bakayım derim, başvururum, ertesi gün işe başla derler. Staj aradığımın ertesi günü beni bir yerden ararlar acil stajer elemana ihtiyacımız var diye. Bir tek lotoda falan iyi değilim. Bir de o konuda kendimi geliştirsem heeyt bee tutmayın beni :)

9 Aralık 2010 Perşembe

Aha da buraya yazıyorum

Her başladığım işi yarım bırakmak gibi saçma sapan bir huyum ortaya çıktı. Kursları yarım bıraktım, yetmedi günlük işlerimi yarım bırakmaya başladım, daha da ilerledi ve en çok keyif aldığım şeylerden biri olan kitapları yarım bırakmaya başladım. Birkaç ayda bir anca 1 kitap bitirebiliyorum, gerisini kitabın başlarında şak diye bir kenara fırlatıyorum. Daha da ilerlerse tuvaleti falan yarıda bırakacağım sanırım. Yarından itibaren bu huyumu düzelteceğim ama, aha buraya da yazıyorum. Düzeltemezsem de kız kurusu olayım hayatım boyunca. Böyle başkalarının çocuklarına falan bakayım yalnız yalnız koca kıçımla evimde otururken. Vallahi de böyle olayım, billahi de böyle olayım.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Geç kalınmış bir yazı: Harry Potter and the Deathly Hallows Part 1

Korka korka ilk gösterimin ilk gününe bilet aldım kendime. Malum 1., 2. film ve 3. filmin sonları hariç Harry Potter filmleri tam bir hayal kırıklığı. Kitaplar uzadıkça kesilmekten, ne olduğu anlaşılamayan sahnelerin uc uca birleştirilmelerinden dolayı bu filme de beklentim oldukça düşük olarak gittim. 2 parçaya bölmelerinden dolayı azıcık umutluyum, iyi olabilir az da olsa diyordum, ancak film benim beklentilerimi ezip geçerek çok üst sıralara çıktı. Film gerçekten güzel. Kitapla neredeyse aynı ve beni tatmin etti tamamen.

Diğer filmlerden farklı olarak filmin havasını çok ama çok iyi ayarlamışlar. O boğucu havayı buram buram soluyabiliyor insan. Öncelikle artık Harry’i koruyacak bir Dumbledore yok ortada. Kendi işlerini kendileri halletmek zorunda kalıyorlar. Bakanlık ele geçirilmiş durumda ve neredeyse herkes onlara karşı. Kaçmak zorundalar ama tabiki de kaçmanın da başlı başına zorlukları var. Yemek yok, çadırda ısınamıyorlar, hortkulukla gergin sinirler birleşince kavgalar başlıyor, bu arada hortkulukların nasıl yok edeceklerini bulmalılar.. Filmde bu gerginlik seyirciye başarıyla yansıtılmış. Seyirci kendini o boğucu havanın içinde hissediyor Ron da diğer filmlerde mutlu mesut esprili ve komik bir kişilikken bu filmde gerginliği en çok yaşayan ve yaşatan insan. Bu kısmı da çok başarılı.. Bunun dışında en sevindiğim olay çok çok az yerinin kesilmiş olması. Film tam olarak oturmuş bir film diyebilirim. Ancak Lilly’nin mektubunu bulmamalarına şaşırdım. Snape’in mektubu okuyup gözyaşlarına boğulduğu sahneyi direk olarak son kısma mı ekleyecekler bilemedim. Kılkuyruk da birazcık olsun pişmanlık duydu diye öldürülmüştü kitapta. Filme onu yansıtmamışlar.

Tabi eklenen sahneler de vardı. Mesela Hermione’nin annesine ve babasına kendini unutturma sahnesi çok başarılıydı. Kitapta sadece ufak bir söylem olarak geçiyordu. Çok güzel düşünülmüş.

Bakanlıktaki sahneler ise mükemmeldi. Filmde biçim değiştirmeden kendileri oynarlar sahnelerde diye düşünmüştüm, çünkü başkalarının oynaması seyirci açısından riskli bir iş. Ancak bunu da tam olarak yerine getirmişler, ne çok uzatılmış ne de kırpılıp kısacık olmuş. İksiri içip büründükleri kimliklerle kendileri çok iyi bütünleştirilmiş.

Dediğim o ki bu defa bu işi gerçekten başarmışlar. Part 2’nin de bu kadar, hatta daha da güzel olmasını bekliyorum. Ve de mümkünse 3. filmden itibaren (son kısmı hariç) tekrar çeksinler, hatta ve hatta 2’şer parça yapsınlar.

5 Aralık 2010 Pazar

All you need is love!

İnsanın tek ihtiyacı olan şey aşktır aslında. Odur insanı güzelleştiren, onu mutlu eden, yaşama sevinci veren. İstediği kadar sorunu olsun, bir aşk yeter sorunlarına sünger çekmeye, gözünü kör etmeye, dünyayı toz pembe görmeye. Başka türlü olur insan; duyarlı, hassas, sevgi veren, kibar davranan.. Ayrı bir güzelleşir aşık olan. Gözleri parıldar, kendine bakar, mutluluğunu herkese haykırmak ister. Çevresini güzelleştirir, herkes mutlu olsun ister. Beatles çok haklı, dünyayı ancak aşık olarak düzeltebiliriz. Tek ihtiyacımız olan bir aşk..
"Dünyayı güzellik kurtaracak bir insanı sevmekle başlayacak her şey"

All you need is love! Kelimelerinden çok daha fazla anlam içeren söz.. İşte ilerde yaptıracağım dövme..